Sosyal ve asosyal medya
Yazan:Kemalettin Bulamacı
Çarşamba, 22 Nisan 2009 08:25
Medya dışındakiler sosyal medya kavramı ile medya dünyası içine girmeye çalışırken, geleneksel medyacılar ise internet ile asosyalleşiyor
Ben bu sosyal medya kavramına alışamadım.
Tutturmuşlar sosyal medya da sosyal medya.
Bir de kavram doğru anlaşılmış olsa. Çoğu kişiyle konuşurken bu kavramın "Gazete, TV, Radyo, Dergi gibi bir medya ortamının internette altrenatif kanallar ile insan evladına yakın temasta bulunan, sosyallesen medya yanılgısı"nda olduğunu fark ettim.
Ona bakarsanız gazetelere, dergilere yillar önce gelen okuyucu mektupları da sosyal medyaydı.
Londra'da Hyde Park vardır. Ortaya da bir kürsü koymuşlar. Millet gider oraya. Kendi hür düşüncesini avazı çıktığı kadar bağırarak anlatır. Meraklısı olursa da gelir dinler onu. O kürsü vatandaşın kendi sesini duyurabilmesi için bir ortamdır. Sosyal medya, sosyal ortam da budur aslında.
Kısacası insanların kendi hür düşüncelerini, kendi yorumlarını el oğluyla paylaşabildiği zemindir sosyal medya.
Internet denilen ortam da çok daha geniş kitlelere taş atıp kol yorulmadan ulaşılabilen bir ortam olduğu için bu işi oldukça kolaylaştırdı günümüzde.
Ama yok. Hala ve hala herke Sosyal Medya'yı alternatif medya, internette bulunan herkesin birbirine istediği gibi laf sokabildiği medya zannediyor. Buna PR ajansları, şirketler de uymuş durumda. Günlük (İngilizcesi blog) yazan adamları -güzel kızlar da olabilir tabii ki- medya mensubu ilan ediverdiler ortalıkta.
Günlükçülerin de işine geldi. Medya mensubu gibi ortalıkta dolaşım, toplantılarda ahkam kesmeye başladılar. Basın toplantısına, basın davetine bile çağırılan günlükçüler tanıyorum ben.
Bir tarafta medya kadar sosyalleşmeye çalışan günlükçüler ortada dolaşırken bir taraftan da interneti keşfeden medya asosyalleşiyor.
Hergün ardı ardına açılan haber sitelerini görüyoruz. Bazılarını da ziyaret ediyoruz.
NTV kameramanı polis baskını sırasında vurulurken internet sitesi yönetenler ise oturmuşlar masa başında "bu vurulan kameramanın görüntüsünü nereden apartsak acaba?" diye kendi kendilerine soruyorlar.
Medya mensubu olmak, gazetecilik yani genel deyişiyle haberi koklamak, haberi yaşamaktır.
Eskiden beri klasik medyada, alaylı da olsan mektepli de, staj yıllarında, muhabirliğin ilk günlerinde adamı gazeten içeriye sokmazlar. Gidip haberi koklayasın, ortamı göresin, yaşayasın diye. Daha sonra abilerden bir yer boşalırsa, parlak bir gazeteciysen editör olursun. Yazıişlerinde görev alırsın.
İşte bir olay olduğu zaman, sen yaşamasan da ortamı, bilirsin nerede ne olduğunu. Sanki oradaymış gibi olayın heyecanını yaşarsın.
Ama "internet medyası" çıktı mertlik bozuldu.
Sıcak bir ofiste, bilgisayar karşısına oturup kahvesini yudumlarken, haber ortamında neler yaşandığını hissetmezken, hastanelerde bağrış çığrış arasında fotoğraf çekmenin ne olduğunu bilmeden, Başbakanlık korumalarının itiş kakışlarına maruz kalamadan, polisin göstericilere attığı biber gazının kokusunu duymadan, bu haberin metni hangi ajantan daha önce düşer acaba? hangi sitedeki fotoğrafları, yazıları çalsak da okuyucuya duyursak diye düşünürler bu internet medyası tayfası.
Herkesin sosyalleşmeye çalıştığı ortamda haberden bihaber, asosyalleşirler. Sonra da adları asosyal medya olur.
Bir tarafta sosyali, bir tarafta asosyali. İkisi de birbirinden beter. Ne varsa yine medyada var.